Banner

Tedarik Zinciri 4.0 Nedir?
Ahmet Özgür Doğan / KARSAN Tedarik Zinciri Direktörü




KarsanEndüstri 4.0 veya Smart Manufacturing çılgınlığı öncelikli olarak özel sektörü, daha sonra da tüm dünyayı etkisi altına aldığında tedarik zincirleri de bu gelişmelerinin neresinde bulunması gerektiğini anlama mücadelesine başladı. Birçok operasyonel birimin aksine tedarik zinciri hem fiziksel (malzeme taşıma, depolama, hat besleme, vs.) hem de dijital ortamda (malzeme temin, sipariş yönetimi, stok yönetimi, vs.) faaliyet gösteren bir yapı olduğu için bu gelişmelerin tam merkezinde bulunması gerektiğini çabuk kavradı. Hatta verimlilik başlıklı konuşma jargonuna uygun olarak tüm dijital dönüşüm liderleri için “Tedarik zincirinde bu konuda çok ekmek var” söylemlerini sıklıkla duymaya başladık.
 
NEREDEN BAŞLAMAK LAZIM?
 
Elbette bu noktada tüm tedarik zinciri profesyonelleri için en kritik soru “nereden başlamak” gerektiğiydi. Temelde “maliyet merkezi” olarak tariflenen tedarik zincirlerinin; geleneksel şirket üst yönetim kültürü bakış açısı ile “para harcayan” bir birim olduğu için yeni yatırım kararları aldırmak, yeni fikirleri adapte etmek için bir hayli çaba harcaması gerektiği bir gerçektir. Açıkçası bu noktada Endüstri 4.0 ile hayatımıza giren araç ve kavramların bizlerin kafasını bir hayli karıştırdığını söylememiz gerekiyor. Büyük bir hızla ilerleyen teknoloji sözlüklerimize her gün yeni bir kelime katarken (yapay zeka, otonom, büyük veri, metaverse) bu kavramlar hakkında aynı soru hala gündemde “nereden başlamak lazım?”
Bu soruya cevap verirken yapılan en büyük hata, teknolojinin bizlere sunduğu yeni araçları sadece dışarıdan duyduğumuz “iyi örnekler” veya bu ürünleri pazarlayan firmaların “tavsiyelerini” dikkate alarak tedarik zinciri operasyonları içine adapte etmek / hizmetleri satın almak / yatırım yapmak oluyor. Büyük oranda da bu şekilde yola çıkmış yatırımlar / projeler beklenen çıktıları elde edemiyor. “Tedarik zincirinde yapay zeka uygulamaları” devreye almalıyız şeklinde başlanan projeler harcanan para, zaman ve emek sonrası mevcut problemleri çözmediği gibi bir de bu boşa yapılan yatırımın hesabını verme gibi ilave sorunlar yaratıyor. Bu davranış biçimi aslında şu deyimin tam anlamıyla karşılığı oluyor “elinde çekiç ve çivi ile çakacak duvar aramak.” Yani bir araç / yöntem kullanma kararını verirken öncelikle problemimizin (ağrı noktamızın) ne olduğunu, kök nedeninin ne olduğunu tespit etmeden direkt sonuca gidersek yani çözüm önerirsek, bu çözümün mevcut sorunumuza merhem olacağını beklemek hayalciliktir. Veya oldukça şanslı olmayı gerektirir.
 
TEDARİK ZİNCİRİ STRATEJİSİ
 
Aynı soruya geri dönelim, “nereden başlamak” lazım? Tedarik zinciri liderleri için bu sorunun doğru yanıtı öncelikle şirketin hangi vizyon ve misyona sahip olduğunu iyi anlamaktan geçer. Çünkü tedarik zinciri fonksiyonu, son yıllarda pandemi kaynaklı başlayan malzeme temin ve hammadde krizleri ile de açıkça ortaya çıktığı gibi şirketlerin en önemli rekabet aracı haline geldi. Hatta rahatlıkla söyleyebiliriz ki, günümüzde şirketler değil tedarik zincirleri rekabet etmektedir. (Elbette bu söylemi satış / pazarlama birimleri önünde yapmayalım sadece kendi aramızda yapalım).  Kısıtlı hale gelmiş kaynakların temin edilmesi, optimum şekilde planlanması, üretilmesi ve müşteriye ulaştırılması tedarik zincirleri için her gün daha da zorlayıcı bir süreç haline geldi. Üstelik pandemi, hammadde kısıtları, container kısıtları, navlun artışları gibi ilave problemler de her gün hayatımıza eklenmektedir. 
 
“Bu nedenle öncelikli olarak tedarik zinciri liderinin, şirketin amacının ne olduğu (misyon) ve nereye ulaşmak istediği (vizyon) çok iyi anlaması gerekmektedir.” 
 
Bu girdilere bağlı olarak tedarik zincirinin de kendi misyon ve vizyonunu tariflemesi gerekecektir. Bunu bir örnekle açmaya çalışalım, şirket vizyon olarak “pazarda en yüksek paya sahip olmak, lider olmak” gibi bir vizyonu ortaya koymuş olabilir. Veya “maliyet ve verimlilik olarak tüm rakiplerinden önde olmak” demiş olabilir. Hatta bunların hepsini aynı anda istiyor da olabilir. Her durum, tedarik zincirinin stratejik olarak kendini farklı şekilde konumlandırmasını gerektirecektir. Yüksek stok yükü altına girmeli miyiz? Acil nakliye taşımalarına ne kadar toleransımız var? Tedarikçilerimizi yakınlaştırmalı mıyız?...vs. Buna göre oluşturduğumuz tedarik zinciri misyon ve vizyonu planlayacağımız stratejik faaliyetlerin temelini oluşturacaktır.
Simon Sinek’in dünyaca ünlü ve çok izlenen TED konuşmasında olduğu gibi “why-neden?” sorusuna cevap verdikten sonra sırasıyla “what-ne?” ve “how-nasıl?” kısmına geçebiliriz. Ulaşmak istediğimiz yere (vizyon) varmak için tedarik zinciri faaliyetlerimizin uçtan uca mevcut durumunu anlamak ve hedeflediğimiz noktaya ulaşmamıza engel olan “ağrı noktalarını” tespit etmek ikinci önemli adım olacaktır. Ağrı noktası tarifi bizim çözüm için hangi teknolojik / dijital dönüşüm araçlarını kullanacağımıza yönelik güçlü bir girdi oluşturacaktır. Bununla beraber kullanacağımız dijital araçların aynı zamanda ağrı noktalarımızı tespit için de faydalı olacağını unutmamamız gerekiyor. Elbette uçtan uca tüm tedarik zinciri süreçlerini incelediğimizde o kadar çok ağrı noktası tespitimiz olabilir ki, hangisinden başlamamız gerektiğine kadar vermek için problemlerin bize / şirkete olan etkisini sınıflandırmak gerekecektir. Bu sınıflandırmada müşteri memnuniyetini etkiler, üretim devamlılığını etkiler gibi kaba sınıflandırmalar yapabileceğimiz gibi elde yeteri kadar verimiz varsa “ICE” analizi gibi metotlar kullanarak da (etki, maliyet, zorluk) iyileştirmeye hangi noktadan başlayacağımızı önceliklendirebiliriz.
 
ENDÜSTRİ 4.0 ARAÇLARI
 
İyileştirmek / ortadan kaldırmak istediğimiz problemde karar kıldıktan sonra işte şimdi hevesle beklediğimiz “endüstri 4.0” araçlarını değerlendirerek kullanıma sunabiliriz. Yazının başında ifade etmeye çalıştığımız gibi tüm bu araçlar belirli bir yatırım fizibilitesi ile geleceği için doğru aracı ya da başka bir değişle “yatırımı en hızlı şekilde geri döndürecek” aracı bulmamız da önemlidir. 
Bu noktada şirketin açık bir inovasyon (yenileşim) kültürüne sahip olması çok önemlidir. Problemlerimize çözüm oluşturabilecek farklı, dijital çözümlerin şirketin hangi birimde hangi seviyesinden geleceğinden bağımsız olarak, elde edilebilecek yararlar dikkate alınarak her fikri değerlendirmek (fikri doğduğu gibi öldürmemek) çok önemlidir. Ayrıca bu noktada “dışarıya” danışmaktan da çekinmemek gerekir. Unutmayalım, şirketinizin tedarik zincirinin yaşadığı problem aynı sektörde veya farklı sektörde yüzlerce tedarik zincirinde de yaşanmaktadır. 
 
“Benchmark (iyi örnekleri inceleme) ve tecrübeli kişilerden danışmanlık alma araçlarını kullanmak, hızımızı ciddi oranda arttıracaktır.” 
 
Örneğin yaşadığımız problemlerden biri depomuzdaki stokların kaydı – fiziksel stok doğruluğu ile ilgili olsun (itiraf edelim hepimizin böyle bir problemi var). Depodaki stok doğruluğunu sağlamak için alışılagelmiş yöntemlerden ilki dönemsel sayım organizasyonlarıdır. Depodaki tüm malzemelerimizi sürekli saymak mümkün olmasa da en azından daha önce problem yaşadığımızı bildiğimiz, pahalı malzemeleri arada sırada sayarak sistemsel / fiziksel durumu eşitleme ihtiyacı duyulmaktadır. Endüstri 4.0 araçları ile bu kontrolleri dilersek “otonom drone”lar ile yapabiliriz, malzemeleri koyduğumuz raflara, kasalara, kasetlere kamera yerleştirerek “image processing” görüntü işleme ile anlık sayım / kontrol yapabiliriz. Hatta depo koridorlarında gezen forklift, çekici araçların üstüne yerleştireceğimiz ekipmanlar ile gezerken stok doğrulamaları yapabiliriz. Tüm bu yöntemler farklı yatırım maliyetleri ve yazılım geliştirmelerine ihtiyaç duyacaktır. Önemli olan bize sağlayacağı yarar veya getireceği verimlilik ile yapacağımız yatırımı karşılaştırarak şirketin kabul edeceği geri dönüş oranlarına sahip olmaktan geçecektir.
Söz yatırımlardan açılınca ister istemez bu tarz ithal teknolojilerin maalesef yüksek döviz kurları nedeni ile yarattığı açmazdan da bahsetmek gerekiyor. Endüstri 4.0 araçlarında dışa bağımlılık olduğu sürece gerek dijital optimizasyon / simülasyon çözümleri, gerek operasyon sahasına adapte edilebilecek otomasyon çözümlerinde mantıklı yatırım geri dönüşleri yakalamak zor gözüküyor. Maalesef bu tarz fizibilitelerde ülkemizdeki işgücü maliyetleri ile ithal yatırım araçlarını karşılaştırdığımızda  4-5 yılı bulan geri dönüş sonuçları çıkması kaçınılmaz. Bu da demek oluyor ki endüstri 4.0 araçlarında yerli üreticilerin, Start-Up firmalarının sayısının artmasına ülke olarak çok ihtiyacımız var. Yerli girişimcilerin bize sağlayacağı ekonomik çözümler hem yatırımların geri dönüş hızını arttıracaktır hem de edinilen tecrübe ile kolaylıkla teknoloji ihracatına kapı açacaktır.
 
GELECEĞİN TEDARİK ZİNCİRİ RESMİ
 
Tüm bu dijital araçlar ve tedarik zinciri 4.0 tarifini dikkate aldığımızda gelecekte nasıl bir tedarik zinciri organizasyonu / süreci hayal etmeliyiz? Endüstri 4.0 gündeme geldiğinde geleceğin üretimi tariflenirken yapılan tanım “karanlık fabrika” oldu. Yani gelinen otomasyon seviyesi ile fabrikalarda üretim ortamında hiç bir insana ihtiyaç kalmayacak / çok az sayıda olacak şeklindeydi. Aynısını lojistik operasyonları için söylemek mümkün müdür? Uçtan uca tüm tedarik zinciri operasyonlarını düşünürsek, karar destek sistemleri ve fiziksel operasyonlardaki otomasyon seviyesi ne kadar yükselirse yükselsin üretim ortamına göre daha fazla insan gücünün lojistik sektöründe / süreçlerinde faaliyet gösterme ihtiyacı devam edecektir. Bayilerden gelen müşteri siparişlerinin merkezi üretim planlama sistemine eklenmesi, stok, tedarikçi kapasitesi, üretim ve kaynak kısıtları ve karlılık hedeflerine göre optimum planın yapılması, bu plana göre mrp sistemlerinin çalışarak tüm ihtiyaç duyulan malzemelerin tedarikçilere sipariş edilmesi, tedarikçilerden malzemelerin plana uygun şekilde (otonom araçlar) ile temin edilerek fabrika kapısına gelmesi, fabrikada otonom forklift ve çekicilerle depoya aktarılması, otomatik depolama sistemleri ile üretimin ihtiyaç duyduğu parçaların hat yanına taşınması ve araçların üretilmesi. Üstelik tüm bu süreçlerde anlık değişen ihtiyaçlar, oluşabilecek risklere göre alternatif planların yapay zeka tarafından sürekli hazırlanması (malzeme gecikti, üretimde arıza oldu, müşteri istekleri değişti vs.) bu risklerin gerçekleşme ihtimallerinin hesaplanarak (yapay zeka tarafından forecast edilmesi) ve alternatif planların devreye alınması.
Özetle uçtan uca tüm tedarik zinciri faaliyetlerinin “insansızlaştırılması” yakın vade için hayal edebileceğimiz bir vizyon olmasa da süreçlere parça parça bakarsak birçok noktada insana yardımcı olacak karar destek sistemlerinin sayısının artacağı, buna bağlı olarak istihdam edilen kişi sayısının azalacağı bir gerçektir. Fiziksel otomasyon yatırımlarının yapılması lojistiğin saha operasyonlarında bu değişimin çok daha hızlı olmasına neden olacaktır. Bununla beraber ofis operasyonlarının da azımsanmayacak ölçüde makine ve yapay zekaya devrolacağını görebiliyoruz. Tüm bu sistem ve süreçlerin devamlılığı ve entegrasyonu ise kendini bu yetkinliklerle donatmış tedarik zinciri lideri ve ekiplerinin daha uzun yıllar sektörde kalmaya devam edebileceğini gösteriyor. Bizlere düşen görev de hem kendimizi hem de ekiplerimizi bu yetkinlikler donatmak ve geleceğe “adapte” olmak için var gücümüz ile çalışmak.
Tüm tedarik zinciri çalışanlarına bu hızlı ve yorucu süreçte başarılar diliyorum.
 
 
 



SEKTÖRLER VE LOJİSTİK

  • Otomotiv
  • Enerji
  • Gıda
  • Akaryakıt
  • Tekstil
  • Kimya
  • İnşaat
  • Lastik
  • İhracat