Bakan Çağlayan: ‘Şu an 237 gümrük bölgesine ulaştık’

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, "Bir ülkede birden fazla gümrük bölgesi var ve şu an 237 gümrük bölgesine ulaştık. Gitmediğimiz pazar, olmadığımız yer yok" dedi.





zafer_caglayan.jpgEkonomi Gazetecileri Derneği (EGD) Yüksek İstişare Kurulu üyeleri ile bir araya gelen Çağlayan, ocak sonunda gümrük rakamları açıklandığında Türkiye'nin ihracatının 151-152 milyar dolar seviyesinde olabileceğini söyledi.

Yaptıkları çalışmalara göre Avro Bölgesi'ndeki kötü gidişin durduğunu aktaran Çağlayan, 2013 yılında 2012'deki gibi negatif bir büyüme ile karşılaşılmayacağını, pozitife doğru bir yönelim olacağını ve binde 4 daralan reel ithalatın 2013'te yüzde 1,8'lik artış göstereceğini dile getirdi.

Avrupa'ya yeniden dönüş olacağı kanaatinde olduklarını bildiren Çağlayan, ihracatın bir ülkenin hayat boyu can simidi olması gerektiğinin altını çizdi.

İhracatın kilogram fiyatını 1,5 dolara değil, 2-2,5 dolara çıkarmanın gayreti içinde olduklarını vurgulayan Çağlayan, Avrupa'nın Türkiye'nin ihracatı içindeki payının 2013'te 2012'den daha iyi olacağını belirterek, ''Parite ihracata önemli bir etken. Hem negatif, hem pozitif. Şu anda 2012'de 2011'e göre parite konusunda kazık yediğimizi çeşitli ifadelerle dile getirdim. Şu an itibariyle parite 1.32'' dedi.

Paritenin gelecek bir kaç ay ihracatı olumlu etkileyeceği varsayımı olduğunu bildiren Çağlayan, Türkiye'nin gideceği daha çok önemli pazarlar olduğunu söyledi.

Türkiye'nin, 1,5 trilyon doların üzerinde ithalat yapan Çin'deki payının gerçek payı olmadığını vurgulayan Çağlayan, yıllık ithalatı 700 milyar dolara yakın olan Afrika pazarının şu anda çok önemli olduğunu söyledi.

Geçmişte gidilmeyen Hindistan başta olmak üzere bu tür pazarlara gidileceğini vurgulayan Çağlayan, ihracatın artmasının sanayi üretiminin artmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Dünyanın trilyonlarca dolarlık mal alımı yaptığını bildiren Çağlayan, dünya toplam mal ticareti içindeki Türkiye'nin ihracatının payının binde 8 olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Hani bizim payımız yüzde 10-15 olur, o zaman dersiniz ki bu payda geriye gitme olur mu, olmaz mı- Gidilecek, alınacak çok ciddi mesafemiz var. Yeter ki bunun yolunu, yordamını, sistemini, ihracatçımıza anlayış içinde götürelim. Bu noktada sanayi üretiminin kesinlikle artırılması gerekiyor. Türkiye'de ihracat fiyatını, herkes bir kayıt tutsun diye açıkladım. Buna göre de hesap yapmak zorunda hissettim kendimi. Ben kendi fabrikamda da böyle yapardım. Maliyetini bilmeden mal satan bir tüccar olabilir mi- Ben bu işi kaça yapıyorum- Gördüm ki, 1 dolar 46 cent'e yapıyorum. Ondan önceki sene 1 dolar 21 cent'e yapmışım. Ondan bir önceki sene de 1 dolar 10 cent'e yapmışım. Baktığınız zaman 2010'dan itibaren ihracat birim fiyatlarımız sürekli artıyor. Miktar olarak yaklaşık 88-90 milyon ton mertebesindeydi. Bu bazen 1-2 milyon ton az ya da fazla. Ama bizim ihracat birim fiyatımız giderek artıyor. Yeterli mi, değil. 2011 yılında 1 dolar 46 cente mal satmışız. Bu bizim övünebileceğimiz bir şey değil. Bunu çıkıp birinin söylemesi gerekiyor. Bunu da ben söyledim. Niye- Buradaki problem ihracatın birim fiyatından kaynaklanmıyor. Problem bizim sanayi üretimimizde. Sanayideki birinci rahatsızlığımız her 100 dolarlık üretim yapmak için 43 dolar ithalat yapma zorunluluğu olan sanayi üretim yapımız var. Bana fırça atan, bozuk atan, hesap soranlar vardı. O günden sonra o hesap sormalar ortadan kalktı gitti. Buradan gelmek istediğim nokta, sanayicimiz artık zihinsel devrime hazır. Önemli olan sanayicinin bunu yapması. Çünkü ben de sanayicilik yaptım. O refleksi, o yapıyı bilirim. Empati yapmıyorum, çünkü yıllarca bu işi yaptım. Biz zor olmadan, zoru görmeden, duvara dayanmadan bir şey yapmayız. Kendimiz de yapamıyoruz. Yani söyleyen de yapmıyor, söyleyip söyleneni dinleyenler de yapmıyor. Bunun için de bizim sanayi üretimimizi çok daha artırmamız gerekiyor.''

   

''GSYİH içindeki imalat sanayisinin payı azaldı''

Bakan Çağlayan, Türkiye'nin GSYİH'sı içindeki imalat sanayisinin payının azaldığını, Türkiye'nin hizmet ihracatını bu yıl 41 milyar dolar ile kapatacağını belirten Çağlayan, 2013'te bu rakamın 45 milyar dolar olabileceğini ifade etti.

İmalat sanayinin payının gerek istihdamda, gerek GSYİH içindeki payının artırılması gerektiğini vurgulayan Çağlayan, Türkiye'de sanayicilikten gelen bazı şirketlerin süratle sanayiciliği unutup, başka hizmetler sektörüne gittiğini, imalat sanayi sektörünün mutlaka olması gereken seviyeye getirilmesi gerektiğini imalat sanayi üretiminin GSYİH içindeki payının minimum yüzde 25-26'lar seviyesinde olması gerektiğini, şu anda bu rakamın yüzde 15'ler seviyesinde olduğunun altını çizdi.

Türkiye'deki işsizlik rakamının yüzde 9,1 olduğunu anımsatan Çağlayan, bu rakamın Avro Bölgesi ortalamasının altında olduğunu aktardı.

2011 yılında Türkiye'nin 250 milyon ton sanayi üretimi yaptığını hatırlatan Çağlayan, bu sanayi üretiminin tonunun bin dolara geldiğini kaydetti.

Türkiye'nin kilogram fiyatı ortalama 1 dolara üretim yaparak istediği seviyeye gelemeyeceğine işaret eden Çağlayan, sözlerine şöyle devam etti:

''Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşması için teşvik sistemini çıkardık. Biz bunun için yüksek katma değerli, yüksek teknolojik bir yapıya döndük. Biz Mevlana gibi 'Her ne olursan ol, gel' demeyeceğiz, demiyoruz. Benim ülkeme gelecek doğrudan sermaye, yüksek katma değer sağlayacak ve ihracata dönük bir yapı oluşturacak. Birinci önceliğimiz de, stratejik yatırımlar çerçevesinde ülkemizde olmayan üretimi yapmaktır. Ama bunları yaparken bütün hadise yüksek katma değerli yatırım yapmak. Bunu yaptığımızı yavaş yavaş görüyorum.''

   

''Türkiye altını İran'da bir para değişim aracı olarak kullanmıyor''

Zafer Çağlayan, 2013 programlarını yapmaya başladıklarını belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında Gabon, Nijer, Senegal'den başlayarak bazı seyahatlerinin olacağını söyledi.

İhracatta Avrupa'ya kısmen dönüşün başlayacağını aktaran Çağlayan, ''Bunu derken sizden ricam diğer pazarları bırakacağız anlamında algılanmasın. Tuttuğumuz pazarı evvel Allah bırakmayız. Bizim pazar kaybı yaşadığımız ülkeler, talep daralmasının olduğu ülkeler'' dedi.

Türkiye'nin altını İran'da bir para değişim aracı olarak kullanmadıklarını vurgulayan Çağlayan, böyle bir şeyin sistem olarak da işlemeyeceğini, bunun devletten devlete yapılan bir satış olmadığını dile getirdi.

Ticaretin anlamının 'legal bir malı, legal bir şekilde satmak' demek olduğunu belirten Çağlayan, 10 aylık dönemde Türkiye'nin 12 milyar dolarlık bir altın ihracatı, 7 milyar dolarlık da altın ithalatı olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin geçen yıl altında 5 milyar dolarlık dış ticaret açığı olduğu bilgisini veren Çağlayan, şimdi ise 5 milyar dolarlık dış ticaret fazlası olduğunu söyledi.

Bunun yüzde 60'nın İran'a yapılan satıştan kaynaklandığını vurgulayan Çağlayan, ''İstesin yüzde 160'ını da satarız. 560'ını da satarız. Niye satmayayım- Neticede ihracat demek mal satmak demek, arkadaşların görevi bu'' şeklinde konuştu.

Türk ihracatçısının tekeden süt çıkardığını belirten Çağlayan, Türkiye için 1 cent'lik ihracat yapanın bile başı üzerinde yeri olduğunu vurguladı.

Turquality kapsamındaki firmaların geçen yılki ihracatının kilogramının ortalama 2 dolar 14 cent olduğu bilgisini vere Çağlayan, bunun 1 dolar 46 cent olan Türkiye ortalamasından yüzde 50 daha fazla olduğunu dile getirdi.

Faizlerin düşmesi konusunda politika belirleyicilerin hassas olması gerektiğinin altını çizen Çağlayan, konuşmasına şöyle devam etti:

''Biz işin talep yönüne değil, arz yönüne bakarız. Bizim bakışımız makrodur. Merkez Bankası talep yönüne bakabilir ama biz, Zafer Çağlayan'ın derdi 'Faizler daha düşmeli' derken, beklenti şudur: Faiz riskli bir maliyettir. Benim yatırımcımın, KOBİ'min daha ucuz finansman imkanlarına sahip olması ve bununla, teknolojik değişimi ve dönüşümü yapmasıdır. Sanayiciye 'değiş' diyeceğiz, güzel de, sadece demekle olmuyor. Onun yapacağı yatırımı da mutlak suretle en ucuz imkanlarla finanse edecek bir yapıya dönüşmesi lazım. Yani faizler konusunda Merkez Bankası da benim bir kurumum. Ben bakan olarak nerede olduğumu biliyorum, kurumun da nerede olduğunu biliyorum. Ama burada inşallah önümüzdeki yıl Merkez Bankası, bu konuda daha anlayışlı davranacaktır ve faiz konusunda, kur konusunda, yani ilgili kurumlarımızla eğer senkronize olabilirsek, ki aynı notadan bu işi yaparsak, yapmak zorundayız, bunun başka şartı yok.

2023 hedefimiz 500 milyar dolar eyvallah. Bu ihracatı bugünkü 90 milyon ton ihracatımızı, 270 milyon tona çıkararak yapamayız. Ne yapacağız- Almanya 4 dolara yapıyor, Kore, Japonya 3-3,5 dolara yapıyor. Benim başım kel mi- Ne eksiğim var onlardan- Hemen yarın olmayacak bunlar. Ama önümüzdeki bir kaç yılda, 2023'e giden yolda, ihracattaki verimliliği artırarak, katma değerimizi yükselterek bunları sağlayacağız.''

Çağlayan, muhalefet etmek adına Türkiye'nin dış borç rakamlarının gündeme geldiğini ve özel sektörün borcunun kamu borcu olarak gösterildiğini belirterek şunları aktardı:

''Türkiye'nin özel sektör ve kamu borcunu bir araya koyarsan borçlar doğru ama özel sektörün borcundan bana ne devlet olarak. Kamu ile özel birlikte toplam brüt dış borcumuz 323 milyar dolar. Özel sektörün dış borcu 203 milyar dolar. Geriye 120 milyar dolar kalıyor. Bizim şu anda Merkez Bankası'nda döviz, altın toplam rezervimiz ise 122 milyar dolar. Türkiye şu anda net dış borcu olmayan, alacağı olan bir ülke konumuna gelmiştir. Rakamlar ortada. Cumhuriyet tarihinde ilk kez görülen bir şeydir bu. Yani bizim kamu olarak dış borcumuz yok.''

Özel sektörün bu borcu tesis ve modernizasyon için getirdiğini dile getiren Çağlayan, ''İşin göbeğinden gelmiş biri olarak mutlak surette KOBİ'lerin tesis modernizasyonu ve yeni yatırımları açısından finansman ihtiyaçlarını geliştirecek ve her ne engel varsa onların azaltılması önem arzediyor'' dedi.

Türkiye'nin kamu iç ve dış borçlarının toplamının Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın geçen yıl yüzde 39,4 olduğunu, 2012 sonu itibariyle gelecek rakamın ise yaklaşık yüzde 36'ya düşeceğini kaydeden Çağlayan, özel sektörün ve sanayinin daha fazla yatırım yaparak daha fazla yeni teknolojiye girebileceği bir yapıya dönüşmesi gerektiğini vurguladı.

Bundan dolayı Turquality'de çalışma usul ve esaslarını da gözden geçirdiklerini, ve işleyişi daha süratli hale getirmek için aldıkları yeni kararları yılbaşından sonra devreye alacaklarını anlatan Çağlayan, ''Yüksek katma değer ve yüksek teknoloji dilimize pelesenk olacak. Bunu da gerçekleştirme konusunda da hiçbir kuşkum yok. Ben Türk sanayisini tanıyorum. Nazlı yapar, zor yapar ama yaptı mı yapar. O konuda bizim de gerekli desteği hem manevi hem maddi anlamda mutlaka yapmamız lazım'' ifadelerini kullandı.

   

''Gitmediğimiz pazar, olmadığımız yer yok''

Türkiye'nin dünyadaki toplam ihracat içindeki payının binde 8 olduğunu belirten Çağlayan, şöyle devam etti.

''Bu payı yükseltmek zor ama önümüzde son derece geniş bir alan var. Bu konuda hiçbir ülkenin de bize bir kısıtlaması yok. Diğer taraftan ticaret diplomasimizi geliştiriyoruz. Şu anda parlamentoda onay bekleyen 3 tane serbest ticaret anlaşmamız var. 10'a yakın serbest ticaret anlaşmasını müzakere ediyoruz. Japonya Serbest Ticaret Anlaşması inşallah başlayacak. Ufak tefek engellerden dolayı giremediğimiz pazarlar vardı. Uzak Doğu'da, Asya Pasifik bölgesinde lojistik konusunda hemen hemen son noktaya geliyoruz. Diğer taraftan ABD'de Los Angeles başta olmak üzere bir çok alanda lojistik konusunda önemli çalışmalarımız var.

İhracatımızın 2012 senesindeki başarının altında yatan sebeplerin en büyüğü bizim bilhassa Afrika ve Amerika pazarlarındaki ihracatımızdaki önemli artışlardır. 2012'nin ilk döneminde zannediyorum 45 ülkeye ihracat rekoru kırmıştık, 2012 sonu itibariyle inşallah 90'dan fazla ihracat rekoru kırmış olacağız. Bir ülkede birden fazla gümrük bölgesi var ve şu an 237 gümrük bölgesine ulaştık. Gitmediğimiz pazar, olmadığımız yer yok. Ama bu sefer gittiğimiz pazarlardaki volümü artırmak istiyoruz.''

2011 yılında 1,9 milyar dolar olan Suriye'ye ihracatın, bu sene 470 milyon dolara düştüğünü, bunun yaklaşık 170 milyon dolarının elektrik ihracatı olduğunu ve son aylarda tamamen durma noktasında bulunduğunu kaydeden Çağlayan, Libya'ya ihracatta bir patlama yaşandığını ve bu ülkenin Afrika'daki büyüme rakamlarını bile pozitif yönde etkilediğini, İran'daki dış ticaretin neredeyse dengeye doğru geldiğini, Rusya pazarında enerji dışarıda tutulduğunda mal alışverişinde Türkiye'nin Rusya'dan önde olduğunu söyledi.

Hindistan'a 5 milyar dolar tutarında mal satmamak için bir sebep bulunmadığını aktaran Çağlayan, Çin'in ABD'den sonra dünyanın en büyük ithalatçısı olduğunu ve Türkiye'nin bu ülkedeki etkinliğini artırması gerektiğini ifade etti.

Göreve geldiğinde 75 ülkede, 90 merkezde, 106 ticaret müşaviri olduğunu, şu anda ise 105 ülkede, 160 merkezde 250 ticaret müşavirliği ile görev halinde olduklarını anlatan Çağlayan, bakanlığın 2013 yılı için hedefledikleri 135 dış ticaret müşaviri sayısına 2013'e girmeden ulaştıklarını söyledi.

Yatırım ikliminin çok iyi olduğunu belirten Çağlayan şunları kaydetti:

''Neden güzel- Bu ülkeye 2002 yılına kadar gelen doğrudan yabancı sermaye girişi sadece 15 milyar dolar idi. 2003 yılından bugüne son yapılanları da dahil etmiyorum. 121 milyar dolar. Yüzde 75'i Avrupa'dan gelmiş. Hiç kimse kara kaşımıza, kara gözümüze gelmiyor. Türkiye'nin işgücü arzına, lojistiğine, siyasi istikrara, güvene geliyor.

Yatırım iklimi konusunda istediğimiz noktada mıyız- Tabii ki değiliz. Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu Başkanıyım. Bu konu da yılbaşından sonra ki ilk bakanlar kurulu toplantısında gündem müsaitse, Yatırım ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu'nda, Türkiye nerede, biz bakanlıklar olarak neredeyiz, neleri yapıyoruz. Hangi kurum teke tek neyi yapıyor. Bunları çıkarttık. Bunları sunacağız. Süratle bürokratik oligarşiyi azalatacak bir anlayış içerisine gireceğiz.''

   

Gümrük Birliği

Gümrük Birliği'nin ilk imzalandığında sanayi odası başkanı olduğunu hatırlatan Çağlayan, ''Gümrük Birliğine o tarihlerde girmeyelim diye bir çok firmamızın direndiğini de hatırlıyorum. Otomobil sektörü kesin batar diyenler vardı. Otomobil sektörü batmadı. Ne hale geldiğini de görüyoruz'' dedi.

Türkiye'nin gümrük birliği sayesinde imalat sektöründe rekabetçiliği öğrendiğini belirten Çağlayan, şunları aktardı:

''Bu Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye getirmiş olduğu en büyük kazançtır. Kapalı duvarlar içerisinde kalsa idik bugün bunları konuşamazdık. Bunu söylerken Gümrük Birliği konusunda AB'nin tek örneği olarak, AB'nin her türlü haksız, iki yüzlü, riyakar politikasına maruz kalmış bir ülkeyiz. Geçen yıl biz yüzde 8,5 büyüdük. AB geçen yıl yüzde 1,5 büyüdü. Türkiye, AB üyesi olsaydı AB geçen yıl yüzde 1,5 değil, yüzde 1,8 büyüyecekti.''

Yeni çek kanunda hapis cezasının kaldırılması üzerine ilişkin değerlendirmede bulunan Çağlayan, çeki verenin çeki ödemekle mükellef olduğunu belirterek şunları kaydetti:

''Öyle bir yapı var ki Türkiye'de çek mağduruyum ben diyor. Sen parayı ödemeyerek karşı tarafı mağdur ediyorsun. Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nda ilgili bakan arkadaşımız ve Adalet Bakanımız da vardı. Teklif oradan geldi. Bundan dolayı mahkemelerin iş yükünü, cezaevlerinin yükünü Sayın Bakan ifade etti. Ben ekonomik suça ekonomik ceza olmalı ama çek konusunda asla diyenlerdenim. O çeki almış ödemekle altına imza atmış olan çeki ödemek zorunda. Ödemiyorsa hapis ise hapis yatmalı. Oturduk konuştuk. Ben şöyle ikna oldum. Risk merkezi oluşacak. Ben senle çek alıp vereceğim. Ben senin çekini bana vermeye geldiğinde sen bana şifreni söyle diyeceğim. Senin değerlerini göreceğim. Görmem gereken değerlerini gördükten sonra karar verip çeki alacağım. Biz kanunu çıkardık. Ama bu uygulamada geciktik. Bu uygulama gecikince, bir de uygulama çıktı bankalarla sınırlı kaldı. Bu işi dediğim gibi çeki alan çeki verenin MR'ını görmeli. Çeki aldın mı- Bu iş senin sorumluluğunda''

Şu anda otomobil sektöründe dış ticaret açığı verildiğini aktaran Çağlayan şunları kaydetti:

''Otomotivde, 2011 yılında 6 milyar dolar açık verdik. Otomotiv sektörü bizim ihracatımızın lideri. Fazla veren bir sektör son iki üç yıldır açık vermeye başladı. Türkiye'ye lisans vermiş otomobilciler Türkiye'ye motoru vermiyor, aktarma organını vermiyor, sen git al sacı, kaportayı, vur düzelt, boya, getir şunu yerleştir. Biz bu sefer asıl teknolojik olan, yüksek katma değerli ürünü üretmek yerine, katma değeri düşük bir yapıya dönüşmüşüz.

Otomobil sektörü yüzde 56 ithalat bağımlısı. Ve biz yüzde 44'ü içeride üretiyoruz. Öyle bir yan sanayimiz var ki bir aracın yüzde 85'ini yapabilecek yetkinliğine, etkinliğe, teknolojiye, insan gücüne sahip. Yüzde yüzünü yapacağız diye bir derdimizde yok. Böyle bir ortamda lisans veren bunu vermiyor. Lisans veren al sen bunları yap diyor. Ve biz 6 milyar dolar motor ithalatı yapıyoruz.''

Elektrikli araç üretimi konusuna ilişkin olarak ise Çağlayan şunları aktardı:

''Herşeyini iyi incelemiş biri olarak söylüyorum. Şu anda bir elektrikli otomobilin fiyatı eşittir aynı değerde akü fiyatıdır. Eğer bugün örneğin araç on bin avro ise bataryası da yedi bin avrodur. Elektrikli otomobil diğer otomobillerden daha farklı. Elektrikli otomobile karşı değilim. Mutlaka olsun. Elektrikli otomobilin motoru diğer motorlara benzemez. Daha basit bir motor. Biz burada elektrikli otomobilin tamamını Türkiye'de ürettik eğer biz bunun bataryasını Türkiye'de üretemiyorsak ben bu otomobilin yüzde 50'sini dışarıdan ithal etmiş duruma düşerim. Bataryayı ürettiğiniz zaman sadece otomobil bataryası üretmiyorsunuz.

İletişim, uzay, havacılık bir çok teknolojide bunu kullanıyorsunuz. Burada başka bir detay var. Şu anda elektrikli araçların aküleri lityumdur, hammaddesi. Ve şu anda bizim kanıtlanmış bir lityum rezervimiz yoktur. Kanıtlanmış rezervimizin olmaması bizim için bir talihsizlik. Ama biz bunu yapacaksak ki yapmak zorundayız. Bataryanın hammaddesini nereden alacağız. Lityum nerede var. Zimbabve'de, Afganistan'da var. Bunu yaparken de bugünden tedarik güvenliğimi sağlamak durumundayım. Ben o hammaddeyi sağlamak durumundayım. Benim rakibim olacak başka ülkeler o işte hammaddeye sahip olursa istediği fiyattan satma hakkına sahip.''

Bizim dışarıdaki bağımlılığımızı minimuma getirecek, Türkiye'yi dünyaya tanıtacak, övünecek bir markası olmasını istediklerini belirten Çağlayan, şunları ifade etti:

''Türkiye bunu 10 yıl önce konuşamazdı. 10 yıl önce bir Başbakan bunu söyleyemezdi. En başta ben gülerdim. Ama şimdi Türkiye otomobilini de, uçağını da yapacak noktaya geldi. Türkiye bu otomobili yapacak ama yapacak ama yapacak. Ve bunun en az yüzde 85'i benim ülkemde üretilecek. Üretir miyiz- Her türlü imkanımız var. Babayiğit arayışımız devam ediyor. Aday var, adaylar var.''

Dış ticaret açığı verildiğini aktaran Çağlayan şunları kaydetti:
 
''Otomotivde, 2011 yılında 6 milyar dolar açık verdik. Otomotiv sektörü bizim ihracatımızın lideri. Fazla veren bir sektör son iki üç yıldır açık vermeye başladı. Türkiye'ye lisans vermiş otomobilciler Türkiye'ye motoru vermiyor, aktarma organını vermiyor, sen git al sacı, kaportayı, vur düzelt, boya, getir şunu yerleştir. Biz bu sefer asıl teknolojik olan, yüksek katma değerli ürünü üretmek yerine, katma değeri düşük bir yapıya dönüşmüşüz.
 
Otomobil sektörü yüzde 56 ithalat bağımlısı. Ve biz yüzde 44'ü içeride üretiyoruz. Öyle bir yan sanayimiz var ki bir aracın yüzde 85'ini yapabilecek yetkinliğine, etkinliğe, teknolojiye, insan gücüne sahip. Yüzde yüzünü yapacağız diye bir derdimizde yok. Böyle bir ortamda lisans veren bunu vermiyor. Lisans veren al sen bunları yap diyor. Ve biz 6 milyar dolar motor ithalatı yapıyoruz.''
 
Elektrikli araç üretimi konusuna ilişkin olarak ise Çağlayan şunları aktardı:
 
''Herşeyini iyi incelemiş biri olarak söylüyorum. Şu anda bir elektrikli otomobilin fiyatı eşittir aynı değerde akü fiyatıdır. Eğer bugün örneğin araç on bin avro ise bataryası da yedi bin avrodur. Elektrikli otomobil diğer otomobillerden daha farklı. Elektrikli otomobile karşı değilim. Mutlaka olsun. Elektrikli otomobilin motoru diğer motorlara benzemez. Daha basit bir motor. Biz burada elektrikli otomobilin tamamını Türkiye'de ürettik eğer biz bunun bataryasını Türkiye'de üretemiyorsak ben bu otomobilin yüzde 50'sini dışarıdan ithal etmiş duruma düşerim. Bataryayı ürettiğiniz zaman sadece otomobil bataryası üretmiyorsunuz.
 
İletişim, uzay, havacılık bir çok teknolojide bunu kullanıyorsunuz. Burada başka bir detay var. Şu anda elektrikli araçların aküleri lityumdur, hammaddesi. Ve şu anda bizim kanıtlanmış bir lityum rezervimiz yoktur. Kanıtlanmış rezervimizin olmaması bizim için bir talihsizlik. Ama biz bunu yapacaksak ki yapmak zorundayız. Bataryanın hammaddesini nereden alacağız. Lityum nerede var. Zimbabve'de, Afganistan'da var. Bunu yaparken de bugünden tedarik güvenliğimi sağlamak durumundayım. Ben o hammaddeyi sağlamak durumundayım. Benim rakibim olacak başka ülkeler o işte hammaddeye sahip olursa istediği fiyattan satma hakkına sahip.''
 
Bizim dışarıdaki bağımlılığımızı minimuma getirecek, Türkiye'yi dünyaya tanıtacak, övünecek bir markası olmasını istediklerini belirten Çağlayan, şunları ifade etti:
 
''Türkiye bunu 10 yıl önce konuşamazdı. 10 yıl önce bir Başbakan bunu söyleyemezdi. En başta ben gülerdim. Ama şimdi Türkiye otomobilini de, uçağını da yapacak noktaya geldi. Türkiye bu otomobili yapacak ama yapacak ama yapacak. Ve bunun en az yüzde 85'i benim ülkemde üretilecek. Üretir miyiz- Her türlü imkanımız var. Babayiğit arayışımız devam ediyor. Aday var, adaylar var.'' 



SEKTÖRLER VE LOJİSTİK

  • Otomotiv
  • Enerji
  • Gıda
  • Akaryakıt
  • Tekstil
  • Kimya
  • İnşaat
  • Lastik
  • İhracat

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz