Jeopolitik Bir Düğüm: Hürmüz Boğazı ve Küresel Lojistiğin Sınavı
23/04/2026 - 10:26:00
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Türkiye Daimi Temsilciliğine atanan Dr. Murat Korçak, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizin denizcilik sektörüne yansımalarını anlattı. Korçak, “Hürmüz Boğazı’ndaki askeri gerilim, küresel deniz taşımacılığının ‘kesintisiz akış’ varsayımını sarsarak dar geçitlerin dünya ticareti üzerindeki kritik etkisini ortaya koydu. Enerji fiyatlarından navluna, sigortadan gıda maliyetlerine uzanan zincirleme etki, küresel tedarik zincirinin kırılganlığını görünür kılarken; IMO’nun güvenli geçişe yönelik adımları ve bölgede mahsur kalan yaklaşık 20 bin denizci, krizin insani boyutunu da öne çıkardı. Türkiye Boğazları ile yapılan kıyas ise Hürmüz’ün küresel enerji akışındaki benzersiz stratejik rolünü yeniden gündeme taşıdı” dedi.
KAPATMA TEHDİDİ VE İRAN’IN ANLATI SAVAŞI: BAŞARILI MI?
Hürmüz Boğazı’ndaki kapatma hamlesinin iki ayrı boyutu var. Birincisi sahadaki operasyonel tablo, ikincisi ise psikolojik ve siyasi algı yönetimi.
Mart ve Nisan 2026 boyunca meydana gelen saldırılar nedeniyle Hürmüz’den geçen günlük gemi sayısının %95’lik bir gerilemeyle ortalama 6’ya kadar düşmesi, fiziksel bir abluka ve risk nedeniyle kendi kendine kapanma etkisi yarattı. Yani boğaz teknik olarak açık olsa bile, armatörler, charterer’lar ve sigortacılar bölgeyi kullanmak istemediğinde ticaret fiilen durma noktasına geldi.
Bu durum İran açısından önemli bir kazanım oluşturdu. Sınırlı sayıda tehdit veya saldırı ile küresel navlunları yükseltmek, enerji fiyatlarını oynatmak ve belirsizlik yaratmak mümkün hale geldi.
Ancak işin yalnızca sahadaki kısmı yok. İran’ın dijital propaganda ayağı da dikkat çekti. Özellikle İngilizce üretilen sosyal medya içerikleri, yapay zekâ destekli görseller, “Lego tarzı” animasyonlar ve Batı kamuoyundaki iç siyasi tartışmalara gönderme yapan içeriklerle farklı bir psikolojik cephe açıldı. Buradaki amaç, savaş yorgunluğu yaratmak, kamuoyu ilgisini dağıtmak ve “kontrol bende” mesajını yaymaktı.
Sonuçta kısa vadede geçişleri azaltma, maliyetleri yükseltme ve küresel endişe yaratma açısından İran’ın yöntemi etkili oldu. Ancak aynı hamle IMO Konseyi’nde sert tepkiyle karşılandı, güvenli geçiş ve uluslararası koordinasyon çağrılarını hızlandırdı. Yani operasyonel başarı, diplomatik baskıyı da beraberinde getirdi.
KAPANMANIN RAKAMSAL ETKİSİ
Hürmüz’ün neden bu kadar kritik olduğunu anlamak için rakamlara bakmak yeterli. UNCTAD’in 10 Mart 2026 tarihli değerlendirmesi ise kargo kompozisyonunun ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor. Hürmüz’ün küresel denizyolu ticaret hacmindeki payı ham petrolde %38, LPG’de %29, LNG’de , rafine ürünlerde , kimyasallarda seviyesinde. Enerji ve sanayi girdileri açısından tablo çok çarpıcı.
Aynı rapor, küresel denizyolu gübre ticaretinin üçte birinin de bu hatta bağımlı olduğunu vurguluyor. Basra Körfezi bölgesinden yalnızca 2024 yılında 16 milyon ton gübre denizyoluyla sevk edildi. Bu nedenle Hürmüz’deki kriz sadece petrol fiyatlarını değil, tarımsal üretim maliyetlerini de etkiliyor.
Kriz dönemindeki maliyet şoku ise çok sert oldu. UNCTAD verilerine göre Şubat ayında günlük ortalama 129 gemi geçerken, Mart ayında bu rakam günlük 6 gemiye düştü. Petrol fiyatları 27 Şubat–9 Mart arasında %27, doğalgaz fiyatları ise %74 arttı.
Sigorta maliyetleri de dramatik biçimde yükseldi. 100 milyon dolar değerindeki bir VLCC tanker için savaş riski primi kriz öncesinde yaklaşık 250 bin dolar seviyesindeyken, bunun 500 bin dolara çıktığı görüldü.
UNCTAD, küresel mal ticareti büyümesinin 2025’teki %4,7 seviyesinden 2026’da %1,5-%2,5 bandına gerileyebileceğini belirtiyor. Avrupa Merkez Bankası senaryolarında ise 2026 enflasyonuna +0,9 puana kadar, ağır senaryoda +1,8 puana kadar ek baskı oluşabileceği ifade ediliyor.
Kısacası Hürmüz krizi yalnızca yük akışını yavaşlatmıyor; fiyat, sigorta, finansman, navlun ve enflasyon üzerinden aynı anda birçok kanaldan dünyayı etkiliyor.
IMO’NUN ADIMLARI
IMO’nun yaklaşımı düzenleyici ve koordinasyon temelli oldu. 18–19 Mart 2026’da toplanan IMO Konseyi’nin 36. Olağanüstü Oturumu doğrudan bu kriz için düzenlendi. Toplantıda saldırılar kınandı, seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiği vurgulandı ve ticari gemilerin uluslararası hukuk çerçevesindeki haklarının altı çizildi.
En dikkat çekici adım ise güvenli deniz koridoru fikriydi. Basra Körfezi içinde mahsur kalan ticari gemilerin yüksek riskli bölgeden güvenli alanlara çıkarılabilmesi için geçici bir “safe maritime corridor” çerçevesi önerildi. IMO Genel Sekreteri’ne de bu konuda temas ve uygulama süreci için görev verildi.
Bunun yanında bölgedeki gemilere su, gıda, yakıt ve temel ihtiyaçların ulaştırılması, gerektiğinde mürettebat değişimi yapılması ve iletişim hatlarının açık tutulması çağrısında bulunuldu. IMO ayrıca BIMCO, ICS, ITF, INTERTANKO ve WSC gibi sektör kuruluşlarıyla koordinasyonu artırdı ve BM bünyesindeki özel görev gücünde yer aldığını duyurdu.
MAHSUR KALAN GEMİLER VE DENİZCİLER
Krizin en ağır bedelini her zaman olduğu gibi denizciler ödüyor. IMO’nun 2 Nisan 2026 tarihli açıklamasına göre 28 Şubat’tan itibaren ticari gemilere yönelik 21 saldırı teyit edildi, 10 denizci hayatını kaybetti ve çok sayıda denizci yaralandı. 7 Nisan itibarıyla doğrulanan olay sayısı 22’ye çıktı.
Bölgede yaklaşık 20 bin sivil denizci gemilerde bekliyor. Uzayan bekleme süreleri, azalan erzak stokları, psikolojik baskı, yorgunluk ve belirsizlik giderek büyüyor. Buna bir de GNSS karıştırma ve spoofing gibi elektronik tehditler ekleniyor. Yani mesele artık sadece “gemi geçebilir mi?” sorusu değil, “gemi güvenli şekilde yönünü bulabilir mi?” sorusuna dönüşmüş durumda.
Bu nedenle IMO’nun güvenli geçiş çağrısı yalnızca diplomatik bir söylem değil, doğrudan insan hayatını ilgilendiren operasyonel bir zorunluluk. Ancak ne kadar ses getirdiği ve işlevselliği tartışılır.
HÜRMÜZ VE TÜRK BOĞAZLARI: GEMİ VE YÜK KIYASI
Dar geçitleri kıyaslarken yalnızca gemi sayısına bakmak yanıltıcı olur. Hürmüz’de kriz öncesi günlük 129 gemi geçişi gerçekleşirken, kriz döneminde bu rakam aylık yaklaşık 180 gemiye kadar indi.
Türk Boğazları ise geçen gemi sayısı açısından daha yüksektir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında İstanbul Boğazı’ndan 40.172, Çanakkale Boğazı’ndan 44.468 gemi geçti. Toplam trafik 84.640 gemiye ulaştı.
Yük miktarı açısından da tablo güçlü. 2025’te İstanbul Boğazı’ndan geçen gemilerde 422,8 milyon ton, Çanakkale Boğazı’ndan geçen gemilerde ise 570,3 milyon ton yük taşındı.
Ancak enerji ölçeğinde Hürmüz açık ara önde. Günlük 20,9 milyon varillik akış, Türk Boğazları’ndaki petrol taşımacılığının yaklaşık 5–6 katı büyüklüğündedir. Bu nedenle Türk Boğazları yüksek trafik ve çevresel risk açısından kritik olsa da, Hürmüz enerji piyasaları üzerindeki etkisi bakımından benzersiz bir konuma sahiptir.
TEDARİK ZİNCİRİ KIRILGANLIĞI VE DENİZCİLİĞİN ÖNEMİ
Modern ekonominin temel varsayımı olan “deniz taşımacılığı her koşulda akar” fikrini Hürmüz krizi sarstı. Dünya mal ticaretinin hacim bazında yaklaşık %80’i denizyoluyla yapılıyor. Böyle bir sistemde dar geçitlerde yaşanan birkaç haftalık kriz bile zincirleme etki yaratabiliyor.
Enerji fiyatlarının yükselmesi navlunları artırıyor, bunker maliyetleri büyüyor, sigorta pahalanıyor, üretim maliyetleri artıyor. Gübre sevkiyatları aksadığında tarım maliyetleri yükseliyor, bunun sonucu gıda fiyatlarına yansıyor. Yani Hürmüz’de yaşanan bir gerilim, yalnızca tanker piyasasını değil market raflarını da etkiliyor.
Bu büyük tablonun merkezinde ise denizciler var. IMO’nun sık sık vurguladığı gibi, seyrüsefer özgürlüğü kadar denizcilerin güvenliği de korunmalı. Çünkü küresel refahı taşıyan görünmez kahramanlar onlar.
Bugün lojistik sektörü için çıkarılacak ders nettir: alternatif rota, tedarik güvenliği, kriz senaryosu yönetimi ve insan odaklı denizcilik artık tercih değil zorunluluktur. Hürmüz Boğazı bize bunu çok sert biçimde hatırlattı.
