Lojistik Hattı Facebook Lojistik Hattı Twitter Lojistik Hattı RSS

Dünya lojistik sektöründe Türkiye’nin fırsatları

Dünyada 6 trilyon dolarlık bir pazara ulaşan lojistik sektörünün 2015 yılında 10-12 trilyon dolarlık hacme ulaşması bekleniyor. Dünyanın 17’nci Avrupa’nın ise 5’inci büyük ekonomisine sahip olan Türkiye, coğrafik konumunun yarattığı fırsatları iyi değerlendirerek, büyümesi ile göz dolduran lojistik sektörü, taşıma modları arasında yaratacağı entegrasyon ve ciddi yatırımlarla güçlendirilen altyapısıyla bu pastadan önemli bir pay almaya aday.

 




lojistik_hedef.jpg

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Türkiye Ulaştırma ve Lojistik Meclisi 2011 Sektör Raporu’nu açıkladı. Ulaştırma ve lojistik sektörünün sekiz ayrı başlık altında incelendiği raporda, önemli tespitlere yer veriliyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) verilerine göre ulaştırma hizmetlerinin toplam hizmetler içindeki değerinin son 10 yılda %28 artış gösterdiği belirtilen raporda, 2010 yılında bu oranın %30’un üzerinde gerçekleştiği ve sektörün büyümeyle 782.8 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor. DTÖ’nün Dünya ve Bölgesel İhracat Raporu’nda (Temmuz 2010) 2000’li yıllardan bu yana dünya genelinde ithalat artış hızının, ihracata göre daha yavaş bir seyir izlediği ve bunun da dış ticaret açıklarına yol açtığı vurgulanan raporda, lojistik açıdan ise ticari mal ihracatının ağırlıklı olarak Asya ve gelişmekte olan ülkelere kaydığının gözlemlendiğinin altı çiziliyor. Rapora göre dünyada lojistik, 2009 yılında 6 trilyon dolarlık bir pazara ulaştı. 2015’te bu pazarın 10-12 trilyon dolarlık bir hacme çıkması bekleniyor.

 

Denizyolu taşımacılığı liderliğini sürdürüyor

Ulaştırma, depolama ve haberleşme alt sektörünün Türkiye ekonomisi içindeki yerinin incelendiği raporda, sektörün Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın .6’lık bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. Ulaştırma sektörünün 2010’da .2’lik bir büyüme gösterdiği belirtilen raporda şu tespitlere yer veriliyor: “Türkiye’de ihracatın büyük bir kısmı deniz taşımacılığı odaklı ve bu artış devam ediyor. TÜİK verilerine göre, 2010 yılında toplam ihracatın %50.74’ü denizyolu ile taşınmışken 2011’de 134.9 milyar dolar olan toplam ihracatın %54.5’i olan 73.6 milyar dolarlık kısmı denizyolu ile taşındı. 2011 yılında demiryolu taşımalarında belirgin bir artış görülüyor. 2010 yılında 0.99 milyar dolarlık kısmı demiryolu ile taşınırken bu rakam 2011 yılında 1.3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Buna karşın karayolunun payında düşüş yaşandı. 2010 yılında ihracat değerinin %40’ı karayolu ile taşınırken 2011 yılında bu oran %37’ye düştü. Bu düşüşte AB 27 ülkelerine gerçekleştirilen ihracatın düşmesinin yanı sıra akaryakıt fiyatlarındaki artış, karbon salınımı ve bu çerçevede alınan politikalar etkili oldu. 2011’de ihracatın 8.9 milyar doları havayolu ve geri kalan 1.3 milyar doları ise diğer taşıma modları ile gerçekleşti. Yurtiçi taşımacılıkta ise karayollarının ağırlığı hissediliyor. 2010’da karayolu ile yolcu taşımacılığı ve yük taşımacılığının toplam içindeki oranı sırasıyla %95 ve %91.5 olarak gerçekleşti. Öte yandan Türkiye’de halen 8’i Ro-Ro limanı olmak üzere toplam 23 sınır kapısı ve gümrük idaresi bulunuyor.”

Türkiye üzerinden 75 ülkeye transit taşıma yapıldığı belirtilen raporda, yıllık taşıma miktarının 85 bine ulaştığı, bunun 35 bininin (%41) ise Türk araçları ile gerçekleştiği aktarılıyor. İhracatın %37’sinin karayoluyla taşındığı vurgulanan raporda, sektörün filo dahil toplam yatırım miktarının 5 milyar dolara ulaştığı, ülke ekonomisine yıllık olarak sağlanan döviz gelirinin ise 6 milyar doları geçtiği belirtiliyor. Raporda, “2010 ile 2011 yılı kıyaslandığında ihraç ürünlerimizin yurtdışı pazarlara taşınması alanında Türk nakliyecilerinin pazar payının giderek eridiği göze çarpıyor. Bu durum, nakliyecilerimize uygulanan geçiş belgesi kotalarının uluslararası taşıma performansımıza olumsuz etkisini teyit ediyor” değerlendirilmesine yer veriliyor.  
 

Lojistik sektörü için ciddi fırsatlar kapıda

Raporda sektörün önündeki fırsatlar ve risklere ilişkin de kapsamlı tespitlere yer veriliyor. Bu kapsamda sektörün önündeki en önemli fırsatlar; BRIC ülkelerinin dünya GSYİH’daki payının 2020’lerde %30’a çıkma beklentisi, dünya ticaretinin yüzde 40'ının Asya içi, Ortadoğu-Afrika-Asya ve Latin Amerika-Asya üçgeni gibi bölgelerde gerçekleşmesi, Türkiye dış ticaretinin her yıl bir önceki yıla göre %20 oranında artması, yeniden canlanan İpek Yolu, Çin, Pakistan, Suudi Arabistan, Afganistan gibi ülkelerin TIR Sistemi’ne taraf olması, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine ilişkin müzakerelerin devam etmesi, AB’nin Trans-Avrupa Ulaşım Ağlarını (TEN-T) Akdeniz, Ortadoğu ve Orta Asya’ya açılmak için yeniden kurgulaması, demiryolu sektörünün etkin hizmet sunmasını sağlayacak biçimde, yapısal dönüşüm süreci içine girmiş olması, Irak'ta gerçekleşecek yeniden yapılanma sürecinde Türkiye'nin avantajlı ülkelerden biri olması, Marmaray Projesi ile İstanbul kentsel ulaştırma ve Avrupa-Asya ulaştırmasında kesintisiz demiryolu bağlantılarının sağlanacak olması, lojistik üs ve bu bağlamda farklı taşımacılık modlarının kullanımını sağlayan coğrafi konum, çevre dostu taşımacılığı teşvik edecek yasal düzenlemelerin yapılması ve Ortadoğu’da olmayan politik ve ekonomik bir istikrarın mevcut olması ve yeni liman yatırımları için yabancı sermayenin hızla çekilebilir olması şeklinde sıralanıyor.

Raporda sektörün önünde fırsatlar kadar önemli risklerinde bulunduğu aktarılıyor. Bu kapsamda raporda; küresel ekonomik krizlerin taşımacılık sektörünü olumsuz yönde etkilemesi ve kesintiye uğratması, AB’ye üyelik sürecinin uzaması sonucu, AB'den alınan sürücü vizeleri temininde sorunlar yaşanması, uluslararası rekabet ortamında küresel firmaların Türk pazarına girme çabaları; buna karşılık sektörün küçük ve orta ölçekli işletme ağırlıklı yapısı olması, Türkiye'deki yük pazarından daha fazla pay elde etmek amacıyla yabancı ülke ulaştırma bakanlıklarının kota ve benzeri kısıtlayıcı-korumacı tedbirleri ‘koz’ olarak kullanılmaya başlaması, Rusya-İran-Hindistan’ın ortak girişimi ile başlatılan Kuzey-Güney ulaştırma koridoru ve Çin’den Kuzey Avrupa’ya, Kuzey Avrupa’dan Akdeniz’e doğrudan uzanarak Türkiye'yi by-pass eden uluslararası rakip ulaşım koridorlarının gelişimi ve Türkiye'nin bunun dışında bırakılma istemi, AB'nin Rusya ile birlikte AB-Rusya arasındaki ulaşım ağını güçlendirecek ve tüm taşıma modlarını kapsayacak ortak bir çalışma yürütme kararı almış olması, Akdeniz Bölgesi'nde mevcut diğer modern konteyner limanlarının rekabeti, kötü imaj ve tanıtım eksikliği en temel tehditler arasında sıralanıyor.

 

İstanbul için lojistik köy çağrısı  

Raporda, son beş yıldır sektörün gündeminin üst sıralarında yer alan lojistik merkezlerin kurulması konusunda Mersin başta olmak üzere, yerel yönetimlerin ve diğer paydaşların aktif katılımlarıyla ciddi ilerlemeler kaydedilirken, Türkiye ekonomisinin kalbi konumundaki İstanbul’da bu konuda somut bir gelişme yaşanmadığına dikkat çekiliyor. “Türkiye coğrafi konumunun avantajı sayesinde doğu ile batının arasında bütünüyle bir lojistik merkez olabilmesinin yolu; ihracatının %56’sının, ithalatımızın ise %54'ünün gerçekleştirildiği İstanbul’da örnek bir lojistik köy yapılmasından geçtiği lojistik sektörünün tüm bileşenlerince kabul ediliyor” denilen raporda,  lojistik köy projesi için ilk adresin Ambarlı Limanı’na hitap edebilecek şekilde Avrupa yakasında olması gerektiğinin altı çiziliyor.

 

2011-2013 hedefleri yerine getirilmeli

Sektörün önündeki yapısal sorunlara da dikkat çekilen raporda, ADR’ye üye olan Türkiye’nin bu alanda teknik uyumluluk açısından herhangi bir ilerleme kaydedemedi tespitine yer veriliyor. Sektörün uzun yıllardır, ihraç yükü taşıyan araçlara sağlanan 550 litre ÖTV ve KDV’den istisna akaryakıta getirilen litre sınırlamasının kaldırılmasını ve kapsamın genişletilmesini talep ittiğine vurgu yapılan raporda, diğer beklentiler ise şöyle sıralanıyor: “Sektör, demiryoluna ilişkin hazırlanan kanunların yasalaşmasını istiyor. Türkiye’de 2005 yılında özel sektör ve kamunun katılımı ile komisyon kurularak tüm tarafların mutabakat sağladığı taslak bir ‘Posta Kanunu’ hazırlandı. Ancak kamu otoriteleri tarafından daha sonraki dönemde özel sektör dahil edilmeden çalışmalarda bulunulmuş ve mutabakat sağlanan metin dışında düzenlemeler yapılmış ve 2012 yılının başında özel sektör ile paylaşıldı. Ancak sektör ile paylaşılan yeni taslakta yer alan bazı düzenlemeler sektörde serbest rekabeti ve sektörün gelişimini engelliyor. Lojistik ile ilgili beklentilerde 10'uncu Ulaştırma Şurası’nda belirlenen hedefler arasında Türkiye için acilen bir lojistik ana planın hazırlanması 2010-2013 hedefi olarak belirlendi. Bu belirlenen hedeflerin yerine getirilmesi gerekiyor.”

 

Türkiye’yi 2023’e taşıyacak plan hazır

Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), özel sektör ile Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği'nin (UTİKAD) aralarında bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının görüş ve katkılarıyla hazırlanarak son şekli verilen strateji ve eylem planı, Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararı şeklinde bir ‘Kamu Strateji Belgesi’ne dönüştürüldü. ‘2023 Türkiye İhracat Stratejisi ve Eylem Planı’nda, pazar payı, yatırım-altyapı, çevre, teknoloji, işbirlikleri, finansman, insan kaynağı, mevzuat ve izleme-değerlendirme olmak üzere 9 eylem alanı kapsamında 19 stratejik hedef belirlendi. Hedeflerin lojistik sektörünü kapsayan bölümünden Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı, sorumlu bakanlık olarak belirtiliyor. Planda lojistik altyapının güçlendirilmesine yönelik stratejik hedefler arasında Türkiye’nin Dünya Bankası Lojistik Performans Endeksi sıralamasında 2015 yılında 22’nci, 2023 yılında ise 15’inci sıraya yükselmesi, demiryolu bağlantısı olan liman sayısının 2013 yılında 50’ye, 2023 yılında ise 72’ye çıkartılması, toplam liman kapasitesinin 2015 yılında 84.1 milyon TEU’ya, 2023 yılında ise 140.65 milyon TEU’ya çıkartılması, toplam (dökme katı sıvı) liman kapasitesinin 2012’de 2.568 milyon tona, 2023 yılında ise 3.518 milyon tona çıkarılması ve lojistik merkez/köy sayısının 2015 yılında 18’e, 2023 yılında ise 29’a çıkartılması yer alıyor.

 

Havayolu taşımacılığı büyümede yükselişe geçti

TOBB Sivil Havacılık Meclisi’nin hazırladığı 2011 Sektör Raporu’na göre havayolu sektörü hem yolcu hem de kargo taşımacılığında büyümeyi sürdürüyor. Rapordaki verilere göre, Türkiye sivil havacılık sektöründe, 34 adedi uluslararası tarifeli-tarifesiz iç hat/dış hat, 13 adedi ise sadece iç hat seferlere açık toplam 47 havaalanı ve 44 heliport, 15'i havayolu şirketi, toplam 171 havacılık işletmesi, 349'u havayolu şirketlerinde toplam bin 79 hava aracı, 30 uçuş eğitim kuruluşu, 35 bakım organizasyonu, 3'ü A Grubu, 45 yer hizmetleri kuruluşu bulunuyor. Sektörde 16 havayolu şirketi faaliyet gösterirken, bunlardan 4’ü kargo taşımacılığı hizmet veriyor. 2010’da 332 olan uçak sayısının 2011’de %27 artışla 349’a yükseldiği belirtilen raporda, bu uçakların 26’sının kargo uçağı olduğu belirtiliyor. Rapora göre 2011 yılında toplam yük taşımacılığı, bir önceki yıla göre .3 artışla 2 milyon 249 bin 475 tona ulaştı. İç hat yük trafiği .4 artışla 617 bin 835 ton, dış hat uçak trafiği ise .3 artışla 1 milyon 631 bin 639 tona yükseldi. Yolcu trafiğinde yaşanan artış, son birkaç yıldır toplam kargo trafiğine de yansımaya başladı. 2011’de iç hatlarda 76 bin 269 ton, dış hatlarda 508 bin 205 ton olmak üzere toplam 584 bin 474 ton kargo taşımacılığı gerçekleşti. Türkiye toplam 550 bin ton kargo ile dünyada 25’inci sırada ancak bu rakam dünyadaki kargo sevkiyat hacmi ile kıyaslandığında hala çok sınırlı kalıyor. Dünya toplam ticari yük taşımacılığına Türkiye’nin payı %0,61 ile oldukça düşük. Raporda, sivil havacılık sektörünün satış gelirlerinin toplamının 25 milyar TL’ye ulaştığı ve ülke ekonomisi için oldukça önemli bir katkı sağladığı belirtiliyor.

Geçmiş 10 yılda Türkiye’nin; ticari uçak trafiğinde yıllık %9.7 yolcu trafiğinde ise .7 oranında büyüme yakaladığı kaydedilen raporda, küresel bütün tahminlerde Türkiye’nin dünya ortalamasının çok üstünde büyüme gerçekleştireceği vurgulanıyor. 2023 hedefleri kapsamında, iç hatlarda yolcu taşımacılığı payının ’lere yükselmesi öngörülüyor. Havayolu ile yük taşımacılığı ise hala %0.44 oranlarında gerçekleşmekte olup geliştirilmesi gerekiyor. IATA tarafından yapılan 2009-2013 tahminlerinde Türkiye’nin giden ve gelen yük miktarındaki yıllık artış oranı %4.6 olarak öngörülüyor. Yük miktarı en yüksek 22 ülke arasında yapılan kıyaslamada, Türkiye, Hindistan'ın arkasından bu oranla ikinci sırada yer alıyor.  Gelişme hızının artırılması ve istikrarlı büyümenin sağlanması için öneriler de sunulan raporda, altyapı yatırımlarının aksatılmadan sürdürülmesi, eğitim kalitesi ve yetişmiş personel sayısının artırılmasının önemli unsurlar olduğu vurgulanıyor.  

 



SEKTÖRLER VE LOJİSTİK

  • Otomotiv
  • Enerji
  • Gıda
  • Akaryakıt
  • Tekstil
  • Kimya
  • İnşaat
  • Lastik
  • İhracat

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz