Ekonomist Civelek’ten lojistik sektörüne tavsiyeler
Türkiye ekonomisinde belirsizlik ve kırılganlığın arttığı, görüş mesafesinin kısaldığı bir döneme girildiğine işaret eden Mehmet Uğur Civelek, son 10 yılda çok büyük yatırımlar yapan lojistik sektörüne iki önemli öneride bulunuyor: Finansman bulabilen şirketler satın almalarla büyüsün, borçlu olmayan firmalar ise yatırım için sisin dağılmasını beklesin…




ugur_civelek_lojistik2012 yılında Türkiye %2.2 gibi bir büyüme kaydetti. 2013’ün ilk yarısı için ne söylenebilir?
Türkiye açısından geçen yıldan bu yıla verilere bakacak olursak, görüntü bizi aldatabilir. Çünkü çeyrek dönemler itibariyle 2012 yılında büyümenin ivme kaybettiğini, son çeyrekte %1.6’ya düştüğünü, yıl genelinin ise %2.2 olduğunu görüyoruz. Bu yılın ilk çeyreğine baktığımızda ise %3 gibi bir rakamla karşılaşıyoruz. Bu geleceğe dönük daha pembe bir tablo çiziyor. Çoğu kişi de ilk çeyrekteki %3 büyümeyi görünce, “%4’ü yakalamamız artık daha yüksek ihtimal” dedi. Çünkü ilk çeyrekte sıfıra yakın bir büyümeden endişe ediliyordu. Şimdi bu ilk çeyrek büyümesinin arkasında ne var? %20’ye yakın bir kredi genişlemesi var. Dünyada ne olup bittiğinin pek dikkate alınmaması var. Birinci çeyrek, hükümet içerisinde “tedbirli olalım” diyenler ile “gaza basalım” diyenler arasında Başbakan’ın “gaza basalım” diyenler lehine müdahil olduğu bir dönem var. Ancak ilk çeyrekteki %3’e bakarak oradan hareketle ikinci yarı için tahmin yapmak çok anlamlı değil. Çünkü dünyada ve Türkiye’de birçok şey çok hızla değişmeye başladı.
Mayıs ayından itibaren dünyada parasal genişlemenin artık faydadan çok yan tesir getireceği, gelişmekte olan ekonomilerde getirilerin çok düştüğü ama risklerin hızla arttığı, varlık değerlerinin balonlaştığı, riskleri azaltma vaktinin yaklaştığı kanaati oluşmaya başladı. Çünkü ekonomide durgunluk sinyalleri pekişti. Mayıs ayı sonunda yabancı sermayenin pasif bir şekilde gelişmekte olan ülkelerden çıkmaya başlamasına şahit olduk. Haziran ayı itibariyle bu giderek büyüdü. Şu anda gelişmekte olan ülkelerin tamamında faiz yükselişi var, paraları değer kaybediyor, borsalarında ciddi değer kayıpları var. Eğer bu durum böyle devam ederse, ya da bir mucize olup düzelmezse yılın ikinci yarısına ilişkin iyimser büyüme tahminlerini unutmak gerekebilir. Çünkü faiz ile kurun daralması büyümemizde %74’lük bir payı olan iç talebi daraltır. Sermaye bizden çıkıyorsa, bankalar eskisi gibi kredi verememeye başlar. Varlık değerleri de gerilemeye başlar ve negatif refah etkisi daralmayı keskinleştirir. Ayrıca Türkiye ikinci çeyreğin sonunda Gezi Parkı protestolarıyla karşılaştı ve hükümetin gerginlik yanlısı bir tavır aldığını gördük. Bu da ekonomi için iyi şeyler söylemiyor.

SERMAYE HAREKETİ YÖN DEĞİŞTİRİYOR
2013 yılı için iyi ve kötü senaryolarınız neler?
Türkiye dünyada paranın bol olduğu, deyim yerindeyse “borçlanmayanın dövüldüğü”, kısa vadeli bakışın egemen olduğu koşullarda bülbül gibi şakıdı. İnsanımız gençti, bankalarımız sorunluydu, iç talebi artırmak için herkes gelirine bakmadan borçlandı tüketti, borçlandı yatırım yaptı. Bu sürdürülebilir bir durum değildi, hesapsız bir gidişti. Son on yıla baktığımızda en büyük yatırımlar inşaat sektöründe ve taşımacılıkta gerçekleşti. Ticaret hacmi arttıkça uyarılmış yatırımlar devreye girdi, borçlanılabilindiği için de her hangi bir şey bu aşırılığın freni olamadı. Ama bazı dönemlerde ara kesintiler yaşandı. Örneğin Mayıs 2006’da dünyada yaşanan sarsıntı ve riskten kaçınma dalgasında en çok sarsılan ülke olduk ve sendeledik. Hemen toparladık, çünkü o sarsıntı büyümedi, geçti, unutuldu. Ama arkasında 2008’de bir küresel kredi krizi yaşandı. Bundan en çok etkilenen ülke yine Türkiye oldu. 2009’un ilk çeyreğinde vergi gelirleri hedefin %20’sinde kaldı, ekonomi .2 oranında daraldı. Yaprak kımıldamadı, alacakların tahsil edilemediği, borçların ödenemediği bir dönem yaşandı. Merkez Bankası’nın desteğiyle bankalar devreye girdi ve kırılmanın daha da büyük olması engellendi. Eğer 2009 Nisan’ında G20 toplantısında IMF ve Dünya Bankası kaynakları genişlettirilerek ve dünyanın tüm sermayedarlarına .“Bundan sonra ekonominin lokomotifi gelişmekte olan ülkeler olacak” diyerek yol göstermeseydi ve para akışı hızla bizim gibi ülkelere gelmeseydi o yılın nasıl biteceğini kestirmek çok zordu. Şimdi benzer bir durumdan hareketle; eğer Türk piyasasındaki kayıplar devam ederse, faiz yükselişi söz konusu olursa,  Türkiye ekonomisi büyümeyi unutur, daralma hangi oranda olur, onu tartışmaya başlar. Bu nedenle bir; şu anda küresel düzeyde sermaye hareketinin yön değiştirmesi bizim için birincil önemdedir. İki, içeride protestolar, iktidarın da gerginlik yaratma yönlü tavırları yine ekonomik daralmanın düzeyini etkiler.

Hem içerideki siyasi gerginliğin hem de komşu ülkelerle yaşananların ekonomide bir daralma yaratacağını düşünüyor musunuz?
Eğer içeride ve dışarıda bir mucize olmazsa, yılın geri kalanında bir daralma yaşayabiliriz. Ülke içindeki gerginlik ekonomide çok ciddi tahribatlar yaratıyor. Yani şu anda Türkiye için farklı kesimlerin dayanışması çok önemli, hükümetin bu dayanışmayı desteklemesi gerekir ki, daralmanın şiddeti daha hafif kalksın. Ama tersi yapılıyor. Bu endişe verici bir nokta. Bu durum ve dünya genelinde gelişmekte olan ülkelerden sermayenin çıkışı da önümüzü görmeyi iyice engelliyor. Yabancı sermaye son 12 yıldır akın akın gelişmekte olan ülkelere yöneldi. Küresel krizden sonra bunun boyutu iyice attı. Bol miktarda sıcak para var. Buralara giden paranın şu anda bildiği bir gerçek var; evet akın akın geldiler, gelirken herşey iyiydi ama hepsi çıkamayacak. Kar realize ederek çıkabilen -15’i geçmeyecek. Diğer çıkabilenler de ciddi hasar pahasına çıkabilecek. Şu anda gelişmekte olan ülkelere gitmiş olan sermaye arasında bir an önce hasar görmeden çıkma konusunda bir tedirginlik var, kimseye güvenmiyorlar artık, Merkez Banları da buna dahil. Türkiye’de yetkililerin söylediğine göre, Haziran ayının ilk üç haftasını da dahil edersek, 10 milyar dolara yakın bir yabancı sermaye çıkışı yaşandı. Bunun 2 milyar dolara yakını menkul kıymet, tahvil ve hisse senedinden, geri kalanı da para piyasası, repoda fark edenlerden oluşuyor. Eğer bu devam ederse, içeride risk taşıyanların, panikleme ihtimali söz konusu olacak. Eğer güvensizlik bir de paniğe dönüşürse, gelişmeleri kontrol etme şansımız olmaz.
Yine Türkiye’de negatif real faiz vardı. Enflasyon %6’larda iken faizler4,5’lere indi. Bunun kalıcı olması mümkün değildi. Çünkü Türkiye cari açığı nedeniyle negatif faize alışabilecek bir ülke değil değildi. Ancak büyüyebilmek için bu zorlandı. Ama dünyadaki koşulların değişmesi, içeride protestoların artması, bunun daha hızlı artmasına sebep oldu. Şu anda Merkez Bankası kurdaki artışı durdurmaya çalışıyor. Eğer başarılı olamazsa enflasyon beklentisi bozulacak ki, içerideki protestolar, bu protestolara hükümetin tavrı ve sermayenin evine dönüş hareketliliği, iki ay öncesine dönme şansızımızın olmadığını düşündürüyor.
Ocak ayında yüzde 3 öngörüsünden vazgeçen Dünya Bankası, 2013 yılı büyüme tahminini %2,4'ten %2,2'ye düşürdü. 4-5 ay sonra bunun daha da aşağı çekilmesi ihtimali çok yüksek. Aşağı çekildiğinde, küresel görünüm bugünkünden daha kötü olacak. Bir şey daha söylemem gerekir ki bu lojistik sektörü çok önemli. Bizim komşularımızla olan ilişkilerimiz ve ticaretimiz çok önemli. Dünyada koşullar aleyhimize dönüyor. İçeride bir takım protestolar oluyor. Böyle bir konjonktürde en fazla ihtiyaç duyacağımız şey; içerideki gerginliği azaltmak ve komşularımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmekti. Fakat içeride gerginlik yaratıyoruz, komşularla da dayanışmayı sabote edecek hamleler içerisindeyiz. “Sıfır sorun” diye başladık, sorunsuz komşumuz kalmadı. Şimdi bu ortamda nasıl olumlu düşünelim?

FED’İN BİR PARA POLİTİKASI YOK
ABD Merkez Bankası Federal Reserve'nin açıkladığı yeni para politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu politika Türkiye gibi sıcak paranın çok olduğu ülkeleri nasıl etkileyecek?
ABD Merkez Bankası’nın (FED) yeni bir para politikası varmış gibi aktarılıyor, bu doğru değil. Yeni bir para politikası yok. ABD Merkez Bankası 2008’den beri piyasaya sürekli para veriyor, faizleri de sıfırın üzerinde tutacağını söylüyor. Para bolluğu yaratarak varlık değerlerinin büyümesine, gelişmekte olan ülkelerin balonlaşmasına, kağıt üstünde oralardan gelişmiş ülkelere gelir transferi olmasına imkan tanıdı. Bu sürdürülebilir değildi, bir yerde her şey ters dönecekti. Amerika sene başından beri, Japonların da parasal genişlemeyi hızlandırması sayesinde bundan faydalanmak, gelişmiş ülkeler arasında en az kayıpla çıkan gelişmiş ülke olmak için bir takım mesajlar verdi. Yani Japonya’nın parasal genişlemeyi artırmasıyla Federal Reserve'nin parasal genişlemeyi sonlandırma sinyalleri eş anlı gelmeye başladı. Yanına da bir hikaye yazıldı; Amerika toparlıyor. Rakamlar biraz bu yönlü makyajlanmış olabilir ama ben Amerika’nın toparladığını çok fazla düşünmüyorum. İçinden çıkamayacakları bir durgunluğa girdiler. Amerika’nın şu anda dünyada en iyi ekonomi olduğu bir yalan yani. Sadece Amerika’nın en az zararla bu süreçten çıkması için bir hikaye yazıldı. FED’in itibari azalıyor, yapabilecekleri şeylerin limitine dayandılar. Bundan sonra Amerika’da siyaset konuşacak; onların da bir eylem planı yok. Daha mali uçurumdan nasıl kurtulacaklarının tanımını bile yapmadılar, hep ötelediler.
Ülkemizde de durum çok farklı değil. Bir benzetme yapayım; 2005 yılında yapılan bir panelde konuşan Kemal Derviş şunları söyledi: “Dünya Bankası’nın görüşü değişti, biz sıcak parayı tehlikeli buluyoruz. Giderken her şey iyiye gidiyor, çıkarken her şeyi yıkıp geçiyor. Onun için sıcak paranın denetiminden yanayız.” Şimdi 11 Eylül 2001’den sonra sıcak para tüm gelişmekte olan ülkelere yöneldi. Küresel kredi krizinden sonra iyice hızlandı. Giderken herkesin ayağı yerden kesildi, şimdi dönüş yolculuğu başlamak üzere. Çekirge sürüsü, bir tarladan ne zaman çekilir? Bunlar da çekirge sürüsü gibidir. Dönüşleri dünyada çok şeyi karıştıracak ve hepsi çıkamayacak. Buna Türkiye de dahil. Biz ki, sıcak paranın daha önceki tahribatlarını biliyoruz. Daha önceki çıkış dalgaları bugünküne göre çok küçük, fazla bir sıcak para yoktu. Fakat bugün daha önce yaşadığımız sıkıntılarla mukayese dahi edilemeyecek oranda yabancı para var.
Türkiye ekonomisinin geleceğine dönük öngörüleriniz neler?
Bu konuştuklarımız sürpriz değil. Geri dönüşü olmayan bir yoldan gidiyorsunuz, sorunları küçükken çözmeseniz, büyümesine izin verirseniz, eninde sonunda bir krizle siz çözülürsünüz. Şirketlere, bankalara söylenecek şey şuydu: Bu işin sonu sakat. Yabancıların ilgisi varsa şirketini istersen sat. Birçok kişi bunu yaptı ya da riskini azaltmak için halka açıldı. Şimdi geldiğimiz noktada yabancı bir alıcıya bir şirketi satmak artık mümkün değil. Artık halka arz da pek mümkün değil. Bu durumda ciddi borçla, rekabet koşulları daha da bozulurken, navlun fiyatı düşerken ne yapılacağını kestirmek çok zor. Yapılabilecek şeyler bunlar yaşanmadan önce yapılmalıydı ama bundan sonrası için bir akıl verme şansı yok. Bugün daha iyiye gitmenin imkansızlaştığı, daha kötüye gitme ihtimalinin hızla arttığı bir dönemdeyiz ve savunma mekanizmalarımız çalışmıyor. Çünkü erken uyarı sistemlerin hepsi kapatılmış durumda. Kriz kapıda. İnsanların aç gözlülükleriyle, ihmal edilen kitle etmeniyle de büyüyen sorunlar bir kriz yaratacak. Krizden başka çözüm yok. Kriz de dengesizlikleri azaltır, ama çok can yakar.  

SİSİN DAĞILMASI BEKLENMELİ
Ekonomide yaşanan tüm bu gelişmeler lojistik sektörünü nasıl etkileyecek? Sektöre yönelik önerileriniz neler?
Lojistik sektörü son 10 yılda kara, hava ve deniz taşımacılığında çok büyük yatırımlar yaptı. Bu yatırımlar için oluşan borçların çoğu ise döviz cinsi borçlar. Hem kur hem faiz yükselişleri, bilançoda ciddi kayıplar yaratacak. Varlık değerlerinin gerilemesi de aktif tarafında bir sıkıntı yaratacak. Bir üçüncüsü, taşınacak mal miktarının azalması navlun fiyatlarını düşürecek. Sektörün bundan kurtulması için üç yönlü bir etki gerekiyor. Biriyle oynayarak diğerini atlatayım deme şansı şu anda çok fazla mümkün değil. Rekabet koşulları bozuluyor, navlun geriliyor, taşınan risklerden dolayı borç büyüyor ve gelir-borç ilişkisi bozuluyor. Bunu pekiştiren bir durum da varlık değerlerindeki çözülme olacak. Çünkü riskten kaçış dalgası var. Lojistikçilerin bu durumdan çıkışı nasıl olabilir? Bunlar olmadan önce olacakları görüp sektör riskini sıfırlayarak olabilirdi. Şimdi elimiz taşın altında. Yapılacak şey nedir? Büyümek çözüm müdür? Finansman bulabiliyorsa, zordaki başka bir firmayı ucuza alsın, ayakta kalmaya çalışsın. Çünkü önümüzdeki süreçte finansman bulmak zorlaşacak. Borçlu olmayan firmalar ne yapabilir? Fırsatı değerlendirip, büyüsün mü? Bu firmalar krizi atlatma şansı olabilir ama büyümeye kalkarsa atlatamayabilir. Çünkü önümüzü göremiyoruz. Örnek vermek gerekirse; Bolu Dağı’ndan geçiyorsunuz, sis basmış, görüş mesafesi bir metre. En makul şey uygun bir yere park edip sisin dağılmasını beklemek. Eğer acelem var derseniz, büyük risk alırsınız. Şu anda ne kadar süreceğini bilmediğimiz, yoğunluğunu kestiremediğimiz, görüş mesafesinin hızla kısaldığı bir döneme giriyoruz. Bekleme lüksü olanlar için fazla bir problem yaşanmayacak ama bekleme riski olmayanlar, kumarı büyütmek zorunda kalacaklar ve çırpındıkça batacaklar. Onların bu tavrı iyi olanları da hasta edebilir.
Bu sıkıntıyı atlatmada komşularımız İran ve Suriye gibi ülkeler önemli bir çıkış noktası olabilirdi. Ancak bunu da bozduk. Suriye’de Beşşar Esad gitse bile statüko değişmeyecek. Bu değişmeyeceği için Türkiye’ye belli bir süre sempatiyle bakmaları mümkün olmayacak. Bu da, o bölgedeki karayolunu kullanamayacağımız anlamına geliyor. Ro-Ro seferleri bu boşluğu doldurmuyor, ihracatımız etkileniyor. İstikrarın azalacağı, verilen sözlerin tutulamayacağı bir döneme geriyoruz. Onun için her kesin stratejisini yeniden gözden geçirmesi ve daha tedbirli olmak için elinden geleni yapması lazım. Yalancı bahar erken çiçek açtırır, ama don hasadı etkiler. Biz de son 10 yılda fazla çiçek açtık, zor koşulları hesaba katmadık, bunun bedelini ödeyeceğiz.






SEKTÖRLER VE LOJİSTİK

  • Otomotiv
  • Enerji
  • Gıda
  • Akaryakıt
  • Tekstil
  • Kimya
  • İnşaat
  • Lastik
  • İhracat

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz